29 Haziran 2014 Pazar

POLENİN FAYDALARI

POLEN
Çiçeklerin erkek organları tarafından erkek üreme birimi olarak üretilen polen(çiçek tozu), arılar tarafından arka bir çift bacakta bulunan ve polen sepeti olarak adlandırılan özel yapılar yardımıyla kovana taşınır. Polen6–200 mm çapında değişik renklerde, şekillerde ve yapıdadır.
Balarısı polene bulanmış halde.
Şekil ve yapıları, bitki türlerine bağlı olarak çoğunlukla oval veya küreseldir. Ancak mikroskop altında görülebilen polenler; genelde sarı renkte olmasına karşın kırmızı, mor, pembe, eflatun, yeşil, siyah gibi çok değişik renkte  de olabilirler.
Birkaç toplu iğne başı kadar büyüklüğe ulaşabilen polen topakçıklarının her biri, toplanıldıkları bitkilerin türlerine bağlı olarak beş milyon adete varan polen sporunun bir araya gelmesinden oluşurlar. Arıların, bal özü ile karıştırdığı özel ağız salgılarıyla birleştirilen polen, mekanik olarak silkelenerek toplanan polenlerden önemli ölçüde farklılıklar göstermektedir. Onun için kovanlardan toplanan polenlere, özellikle bal arısı poleni adlandırmasına özen gösterilmelidir. Diğer yollardan elde edilen polenden ayrı tutulmalıdır.

Arıların, polen toplama etkinliği, çiçeklerin açtığı ve hava sıcaklığının 10°C'nin üzerinde olduğu ilkbahar mevsiminde başlar. Polen21 günlük işçi arılar tarafından, koloninin, protein gereksinimini sağlamak amacıyla bilinçli olarak toplanmaktadır.
Polenprotein, vitamin, mineral madde ve enzimler bakımından çok zengin bir besin maddesidir. Çiçek tozlarının içerdiği yaşamsal nitelikli maddelere ilk kez 2. Dünya Savaşı sonrasında, İsveç'te dikkat çekilmiş ve araştırmalar geliştirilmiştir.
Polende Bulunan Maddeler

Bal arısı poleninin bileşimini genel olarak; tat veren maddeler; renk veren maddeler, enzimler, vitaminler, (B1, B2, B3, B5, B6, B7, B8, B9, B12), provitamin A, C, D, E, mineraller(K, Na, Ca, Mg, S), eser elementler (Al, B, Cl, Cu, I, Fe, Mn, Ni, Si, Ti, Zn), organik asitler, bilinen serbest amino asitlerin hepsi oluşturur.

Polenin kimyasal yapısında ise; bitki türleri arasında çok önemli farklılık göstermektedir. % 21 ham protein, % 32karbonhidrat, % 5 yağ, ve % 11 su  % 3-4 kül ve flavonoidler, karotenoidler, vitaminler, mineraller, tüm serbest aminoasitler, nükleik asit ve nükleositler, enzimler(100'den fazla) ve büyütme faktörleri bulunur.
Kaktüs çiçeği ve polen üreten stamenlerinin yakından görünüşü.
Polen Üretimi ve Muhafazası
Polenpolen tuzakları kullanılarak toplanmaktadır. Arının taşıdığı polen, önceden hazırlanmış tuzak düzeneklerinden geçerken, tuzak haznesinde birikir. Biriken polenler, 1-2 gün aralıklarla boşaltılıp 42 °C yi geçmeyen sıcaklıkta kurutma dolaplarında kurutulup, su oranı % 7-8'e düşürülür. .

Bu nem düzeyinde olan polenler, 45 °C den daha düşük sıcaklıklarda doğrudan Güneş ışığı almayan yerlerde, koyu renkli cam şişelerde birkaç ay süreyle saklanabilmektedir. Aynı nem oranında kurutulan polenler, 5 °C de buzdolabında en az 1 yıl süre ile besin değerini kaybetmeden depolanabilmektedir. Güneş ışınları ve ultraviyole ışınlarıpolen üzerinde olumsuz etkiler yapmaktadır.

Kurutulmamış polen, oda sıcaklığında, bir kaç gün içinde tüm besleyici değerlerini kaybetmektedir. Derin dondurucuda taze polen, 1 yıla kadar saklanabilir. Zirai mücadele veya ilaçlama yapılan alanlardan, polen toplanmamalıdır. Hastalık olan kolonilerden polen toplanmamalıdır.
Araştırmalar: "Polen İnsan Sağlığı İçin Şifa"
Amerika'nın önde gelen beslenme uzmanlarından Paavo Airola:
"Polen, Dünya'nın en zengin ve en mükemmel besinidir. Vücudun gerilimlere ve hastalıklara karşı direncini arttırır. Aynı zamanda birçok hastalıkların iyileşmesini hızlandırır. Yaşlanmayı geciktirici ve canlılığı sağlayan yenileştiriciözelliklere sahiptir" demiştir.
Polen: Tüm Temel Maddeleri İçerir
Bernard C. Jensen; "Nature Has A Remedy" isimli kitabında, arı poleninin insan vücudundaki hücrelere olan yardımından söz etmektedir. Hayvanlar üzerinde yapılan bütün deneyler de, polen verilenlerin, daha uzun süre yaşadıklarını göstermiştir. Balarısı poleninin, vücudumuzdaki hücre ve guddelerin, iyi ve sağlıklı durumda kalmalarına yardımcı olduğunu yazmaktadır. Betty Lee Morales ise polen için:
Balarısı, poleni çiçeklerden toplar, polene yeni bir hayat katar.
"Mükemmel bir sağlık için, gerekli olan tüm temel unsurları içerdiği bilinen tek besin maddesi balarısı polenidir" demektedir.

John R. Christopher; çalışmalarını sıraladığı raporunun sonunda:
"Ben, balarısı polenini, dünyanın en iyi doğal besini olarak kabul ediyorum. Polenin kendisi hayattır. Balarısı, poleni çiçeklerden toplar, polene yeni bir hayat katar ve böylece balarısı polenimeydana gelir" diyerek balarısı poleninin, saf çiçek polenlerine göre üstünlüklerine değinmiştir.
Polen: Gençlik Umududur
Hippocrate Sağlık Enstitüsü'nden, Stephan Blauer:
"Bal arısı poleni, yoğun protein gereksinimine olan aşırı isteği azaltır ve giderir. Bal arısı poleni kendi kendine sindirilebilen bir besin maddesi olduğu gibi, diğer besinlerin de iyi bir şekilde sindirilmesine yardımcı olur. Dünya'nın her tarafındaki bilim adamları ve doktorlar tarafından, doğanın mucizelerle dolu bir besin maddesi olan bal arısı polenigençlik umudu olarak isimlendirilmiştir" diyerek bu konuyu özetlemiştir.

Klinik çalışmalarda, polenin, prostat problemlerinde; büyüme ve kansere kadar olan rahatsızlıklarda ve alerji tedavisinde başarılı olarak kullanıldığı bildirilmektedir(Denis, 1966 and Ask-Upmark, 1967). Polenin, bakteriostatik etkisi bildirilmiştir(Dr. Chauvin et al, 1952). Aynı zamanda antibakterial etkisi gösterilmiştir(Lavie, 1968).
Polen: Radyason ve Xışınlarından Korur
Polenin, hayvanları ve insanları radyasyon ve X ışınlarının olumsuz etkilerinden korur. (Osmanagic"Bee Pollen Protects Against Radiation Sickness Due to X-Ray Therapy"Journal of the University Radiological Institute, Sarajevo, Yugoslavia, 1973.)
Fransız Dr. Robert Toucguet, "100 yıl dinç yaşamak"(Pour vivre cink fois vingt ans)adlı kitabında, polenin faydalarını şöyle anlatıyor:

"Polenharika besinlerin en üstünüdür. Bu canlı ve dengeli besin, beyni ve vücudu yorgun uyuşuk insanlara bir kaç günde canlılık ve yaşama neşesi veriyor. Büyüme faktörleriyle cılız ve yorgun çocukların hızlı gelişmesini sağlıyor. Kansızlarda, bir ay süre ile hergün bir kahve kaşığı polen yedikten sonra yapılan labaratuvar denemeleri, kandaki kırmızı küreciklerin, milimetre küpte, beş yüz bin arttığını gösteriyor.
Polen: Antibiyotiklerin Yapamadığını Yapar
"Hafif laksatif, yani barsak çalıştırıcısıdır. İç zehirlenmeleri önleyicidir. Sabah, öğle ve akşam bol vitamin almak için polen yiyiniz. Ilık süt, çay, kahve yada suya karıştırılır veya doğrudan yenilir. Günlük normal miktar bir çay kaşığıdır(15 mg). Aşırı yorgunluk, zayıflık, hastalık, kansızlık, yavaş gelişme gibi durumlarda dozu artırınız. Hiç bir yan etkisi tespit edilmemiştir. Son araştırmalar, erken ihtiyarlamadan koruduğunu gösteriyor. Siz, 60 yaşından sonra 40 yıl daha dinç yaşamak istiyorsanız, poleni hemen her gün yiyiniz."
Rusya vitaminler enstitüsünde yapılan analizlere göre polen, vitamin ve ferment(enzim) gibi canlı cevherlerden yana çok zengindir ve sinir sistemi dengesi üzerinde çok etkilidir.
İsveç'li Prof. Erick Ask ile Dr. Gasto Jonson, polenin, prostata en iyi etkiyi yaptığını, yaşlı hastaları dahi ameliyattan kurtardığını tespit ettiler.
"Polen nasıl olup da hastaları tedavi ediyor? Bunu henüz bilemiyoruz. Fakat, çeşitli antibiyotiklerin tedavi edemediği halde, polenle tedavi gören pekçok hastamız süratle tedavi oldular" demektedirler.
Çeşitli polenlerin elektron mikroskobundaki görüntüleri.
Fransız Dr. Alain Caillas:
"Polen, beyin ve kas gücü sağlar" diyor.
Dr. Mauntzun:
"Polen, beyin rahatsızlıklarında, sinir, kalp ve damar tıkanıklıklarında şaşırtıcı iyileşmeler gösteriyor."
Polen: Hayat İksiri
Kanser araştırmacısı Berlin'li Dr.P.G.Seeger 'in görüşü de şöyle:
"Üstün bir doğal cevherler birleşimi olan polen, hastalık ve çeşitli yetersizlik hallerinde çok yönlü ve güçlü bir etkiye sahiptir. Yapısındaki maddelerin çok yönlü etkisini düşünerek poleni bir 'hayat iksiri' olarak adlandırabiliriz. Onun bu özelliği gerçekte, ferment fonksiyonu ve hücre solunumunu canlandırmasına dayanıyor. Ve onu birçok hastalıktan, hatta kanserden korunma ve tedavide çok değerli bir madde yapıyor" diyor.

Prof. Dr. M. Mihri Mimioğlu ve Dr. Kadriye Sorkun:
"Polen, metabolizmamız için çok değerli temel maddeleri ihtiva eder. Vücudun eksik maddelerini tamamlar. Barsak iltihaplanmalarını iyileştirir. Polen zayıflık, şişmanlık, kabızlık, ishal gibi birbirine zıd olan rahatsızlıkları da tedavi eder, iktidarsızlığa da iyi geldiği görülmüştür."
CNRS araştırma uzmanlarından Armond Pons:
"Polende bütün vitaminler ve diğer cevherlerin insan hayatı için en ideal oranlarda bulunması, üstün bir özelliktir. A ve C vitaminleri az, B vitaminleri çok yüksek orandadır. B vitaminlerine uzun ömür vitaminleri de denir. Dış etkilere karşı hücreyi, bağışıklık sistemine uyarak korur. Sürekli hücre yeniler, hemoglobini çoğaltarak hücreye bol oksijen gelmesini sağlar" diyor.

Polen araştırmacılarından Alain Caillas:
"100 gram karışık çiçek poleninde 900 mgr B1 ve 2760 mgr B5 vitaminleri vardır. Günde bir gram polen, insana yeterli B vitaminlerini sağlıyor" diyor.
Prof. Dr. Chauvin ve Prof. Dr. Lenormand; yaptıkları araştırmalarda, polenin antibiyotik muhtevâsını keşfetmişlerdir.
Polen ve Alternatif Tedavi

Polen, sindirimi kolaylaştırıcı, hücre yenileyici, canlılık verici, iştah artırıcı, hemoglobini yükseltici, seksüel aktivite artışı yanında, soğuk algınlığı, sinirsel ve ülser rahatsızlıklarında yaygın olarak kullanılmaktadır.

Polenin sağlık konusunda en önemli etkisi, kronik prostat hastalığı ile ilgilidir. Polenin, prostat rahatsızlığı sonucu oluşan ateşi düşürdüğü rapor edilmiştir (Dennis, 1996). Polenin yüksek seviyede çinko içermesi ve prostat salgılarının çıkmasında çinkonun anahtar element olması dikkat çekicidir. Yapılan bir denemede, kronik prostat vakalarında 3 ay süreyle denenen polen, % 92 başarı sağladığı görülmüştür.

Yonca, söğüt ve armuttan toplanan polenler, flavon içeriği bakımından son derece zengindirler. Bu maddenin antisklerotik, spazmolitik ve radyoaktif maddelere karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. Bu konuda yapılan çalışmalarpolenin, radyasyonun olumsuz etkilerini azalttığını göstermektedir.

Aktivitesi korunmuş polen, arının katkıları ve bitkilerden gelen bazı maddeler nedeniyle; özellikle sindirim sistemi veidrar yolu enfeksiyonlarına neden olan Eschericia coli, Salmonella anteridis ve Proteus vulgaris gibi gram negatif bakteriler üzerinde antibakteriyel etkiye sahip bulunmaktadır.
Polenin aynı zamanda lösemi vakalarında oldukça etkili olduğu rapor edilmiştir. Polenin, kansere karşı olumlu etkisinin nedeni, yapısında bulunan yüksek seviyedeki karotenoidlere bağlanmaktadır.
Gerçek şifa verici polen, en az 200 çeşit çiçekli bitki bulunduran bir çayırlıktan veya tepelerden elde edilen polendir.
Arılar tarafından toplanan polenin değişik oranlarda antibiyotik içermesi, bağırsak ve kan hemoglobini üzerinde olumlu etkiler sağlamaktadır. Bazı raporlar da polenin, cinsel hormonları beslediği ve uyardığı belirtilmiştir.
Polen: Alternatif Tedavinin Temel Unsurudur
Polenin, solunum sistemi üzerinde de olumlu etkisi vardır. 110 mg polen extraktı ve 100 mg aspirinden oluşan fluaxin ticari isimli preperatın, soğuk algınlığı ve gribe karşı başarılı sonuçlar verdiği bildirilmiştir. (Hanssan, 1979)

Polonya'da 8-12 yaş grubu çocuklarda yapılan araştırmalara göre; günde 20 g polen verilen öğrenciler ile polen verilmeyen öğrenciler arasında önemli derecede farklılıklar meydana gelmiştir. Polen alan öğrencilerin, kan ile ilgili bütün değerlerinde artış saptanmış ve organizmada genel fizyolojik durum ile vücut direncinde iyileşme görülmüştür. Sinir sistemi üzerinde ki etkileri de dikkate değer bulunmuştur. Yine Polonya Farmakoloji ve Toksikoloji Enstitüsü tarafından yapılan araştırmalar sonucu polenin, lipit (yağ) metabolizması bozukluğunda, kan serumunda kitrigliserit düzeyinin düşürülmesinde oldukça etkili olduğu belirlenmiştir.

Polen, vücut organ ve sistemleri üzerinde onarıcı etkilere de sahip bulunmaktadır. Özellikle karaciğerdeki; travmatik, toksik, hepatitik veya herhangi bir etki sonucu oluşan dejenerasyonda önemli gelişmeler sağlanmaktadır. Bu amaçla Almanya ve Romanya'da, polenden yapılmış ilaçlar piyasada satılmaktadır.
Apiterapi üzerine çeşitli kongrelerde tartışılan bildiriler ele alındığında polenin, kronik sindirim sistemi hastalıklarında; örneğin kronik kolit, mide ülseri, mide kanaması, kronik ishal ve kabızlıkta; anemi tedavisinde; beyin sklerozunda; kolesterol, lipid ve trigliserid kontrolünde; prostat bezi hastalıklarında; akut ve kronik hepatitte; doku ve organlarda görülen yapısal veya fizyolojik problemlerde başarı ile kullanıldığı anlaşılmıştır.

Polen
deki H vitamininin varlığı, Rus araştırıcı Deviatrin ve Joirich tarfından açıklanmıştır. Bu vitamin gelişmeyi kolaylaştırır. Deri ve göz iltihaplarını önler. Polende rutin maddesi vardır. Rutin, kılcal damarları etkileyerek fazla kanamaya engel olur, kalp kasının çalışmasını güçlendirir. Grecean ve Enciu'nin; antibiyotik içermesi konusunda yaptığı çalışmalar sonunda; polenin, Staphylococcus, Salmonella, E. Coli ve Bacillus Anthracis'e karşı etkili olduğu ve bunların üremelerini engellediği tespit edilmiştir. Caillas'dan edinilen bilgiye göre, bir polen kürü ile en inatçı bağırsak iltihabı bile iyileştirilebilir. Polenlerbağırsak bakteri ve fermentleri (enzim) üzerinde olumlu etki yapar. Bu bakımdan polenlere, bağırsakların polisi gözüyle bakılabilir.
Gerçek şifa verici polen, en az 200 çeşit çiçekli bitki bulunduran bir çayırlıktan veya tepelerden elde edilen polendir. Bitki sayısı arttıkça, polenin besin ve ilaç değeri de artmaktadır. Bunu, polenin renk çeşidinden anlayabiliriz.

Polenin Kullanıldığı Alanlar

· İlaç sanayiinde: Prostat problemlerinde, Alerjik vakalarda, Astım tedavisinde.
· Yiyecek sanayiinde: Gıda desteği (Food supplement)
· Hasta, çocuk, yaşlı ve düşkünlerin beslenmesinde.
· Arı kolonilerinin beslenmesinde.
· Bombus arılarının beslenmesinde.
· Yarış atlarının beslenmesinde.
· Kozmetik sanayiinde.
· Polinasyon(tozlaşma) çalışmalarında.
· Çevre kirliliği çalışmalarında.









Kaynaklar:
1) Prof. Dr. Muhsin Doğaroğlu, Modern Arıcılık Teknikleri, Tekirdağ 2004.
2) Dr. Ali Korkmaz, Arısütü, Tarım ve Köy işleri Bakanlığı, Samsun Tarım İl Müdürlüğü, 2005.
3) Dr. Ali Korkmaz, Polen, Tarım ve Köy işleri Bakanlığı, Samsun Tarım İl Müdürlüğü, 2005.
4) Farmakolog Dr. Ahmet Rodopman, Doğanın Mucizesi Balarısı Poleni, Doğa &Sağlık Dergisi, Mart- Nisan, 2007.
5) Dr. İlker Kelle, "Apiterapi", Dicle Tıp Dergisi, 2007.
6) Doç.Dr. C. Kemal Sümbül, Propolis (Bal Arısı), Sızıntı Dergisi, Kasım, 2004.
7) Ulviye Kumova, Ali Korkmaz, Barış Cem Avcı, Güney Ceyran, Önemli Bir Arı Ürünü: Propolis, Uludağ Arıcılık Dergisi, Mayıs 2002.
8) Doç. Dr. Ulviye Kumova, Ali Korkmaz, "Doğanın Harika Ürünü Arı Sütü", Bilim ve Teknik, Ekim, 2000
9) Nuray Şahinler, Arı Ürünleri ve İnsan Sağlığı Açısından Önemi, MKÜ Ziraat Fakültesi Dergisi2000.
10) N. Gülgün Akbaba, "Beslenmede Arısütü", Bilim ve Teknik, Nisan, 1989.
11) Dr. Kadriye Sorkun, Arı Ürünleri, Bilim ve Teknik, Ağustos, 1987.
12) Kim. Yük. Müh. Fügen Meydanoğlu, "Arısütü Nedir?", Bilim ve Teknik, Kasım, 1985.
13) Prof. Dr. M. Mihri Mimioğlu - Dr. Kadriye Sorkun, Doğa Harikası Polen, Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi, Ekim, 1984
14) aricilik.gov
15) fao.org/docrep
16) iyilikgüzellik.com
17) ansiklopedi.bibilgi.com/polen

ys@yaklasansaat.com
























ARI ZEHİRİNİN FAYDALARI






Arı zehiri; enzimler, proteinler ve aminoasitlerden oluşan kompleks bir karışımdır. Renksiz, berrak bir sıvıdır, hafif tatlıdır.
ARI ZEHİRİ

Arı zehiri, işçi arılarda, zehir bezlerinde üretilip zehir torbasında depolanır. Petek gözlerinden yeni çıkan arıların, zehir üretme yetenekleri çok az olup, 12 günlük olduklarında en yüksek kapasiteye ulaşırlar ve 20 günlük olduklarında, zehir üretme yeteneklerini kaybederler. Arı zehiri, kimyasal olarak oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Farmakolojik açıdan önemli aktif maddeler içerir. Bunlardan en önemlisi, kimyasal yapının yaklaşık % 50'sini oluşturanpolipeptit yapıdaki melittindir.

Yapısı 

Arı zehiri; enzimler, proteinler ve aminoasitlerden oluşan kompleks bir karışımdır. Renksiz, berrak bir sıvıdır, hafif tatlıdır. Suda çözünebilir özelliktedir. Hava ile temas ettiğinde, opak ya da gri-beyaz kristaller şeklinde çökelir. Kuruduktan sonra, beyaz renkli bir toz halini alır.
Elde Edilişi ve Muhafazası

Arı zehirinin elde edilmesinde kullanılan yöntemler arasında, arıya, elektrik şoku uygulanması ilk sırayı alır. bu yöntem için kurulan düzenek, kovana yerleştirilen bir tel ızgara, bunun alt kısmına tespit edilen geçirgen bir yüzey (tercihen steril bir bez parçası) ile zehirin toplanacağı hazneden oluşur. Kovana aralıklı şekilde verilen elektrik akımını, bir dış tehdit olarak algılayan bal arıları, tel ızgara ile temas ettiklerinde, geçirgen yüzeye iğnelerini batırmak suretiyle zehirlerini zerk ederler.
Arı zehiri bileşenleri
Rutubet ve nemden uzak tutulması halinde, 5 yıl süreyle bozulmadan kalabilir. Arı zehirini muhafaza etmede en uygun yöntem, derin dondurucuda saklamaktır.
Arı Zehiri Bileşenleri
Arı zehirinin bileşiminde, 18 farklı biyoaktif molekül yer alır. Bunların büyük kısmını, bilinen en güçlü antienflamatuar ajanlardan olan melittin oluşturmaktadır.
Arı Zehiri ile Tedavi
Arı zehirinin tedavi amaçlı kullanımına dair ilk yayınlar, 1864'te yapılmıştır. Günümüzde ise dünya literatüründe 1500'den fazla çalışmada arı zehirinin, klinikte sıkça rastlanılan otoimmün bozukluklar, epilepsi, migren, hipertansiyon ve artrit gibi pek çok hastalığa karşı oluşturduğu güçlü terapatik etkinlikten söz edilmektedir.
Arı zehiri ile tedavi
Arı zehirinin farmokolojik etkileri, bağışıklık sistemini uyarması ve birçok rahatsızlığa iyi gelmesi nedeniyle, son yıllarda üretimi ve tıpta kullanımı her geçen gün artmaktadır. Arı zehiri, saf olarak iğne şeklinde, krem, tablet ve merhem şeklinde ilaç sanayiinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Farmokolojik olarak arı zehiri, kan dolaşımını artırıcı, bakteri öldürücü, radyasyona karşı koruyucu, tansiyon düşürücü etkileri ve bağışıklık sistemini aktive edici etkilere sahiptir.
Son yıllarda yapılan çalışmalarda arı zehiri, multiple sclerosis(MS), aids, kanser ve tedavisi mümkün olmayan bir çok hastalıkta başarı ile kullanılmaktadır. Arı zehirinin bu özellikleri ve yaygın olarak kullanımı nedeni ile apiterapi, başta ABD, Bulgaristan, Rusya, Çin, Kore ve birçok Avrupa ülkesinde, alternatif tıp olarak kabul edilmiş ve apiterapi hastaneleri kurulmaya başlanmıştır.
Romanya'da merhem ve solüsyon formundaki arı zehiri, apireven adıyla, romatoid artrit olgularının tedavisinde kullanılmaktadır.Arı zehiri, günümüzde 500 kadar hastalığın tedavisinde başarıyla kullanılmaktadır. Bu tabloda, arı zehiri bileşenlerinin, terapatik(tedavi) etkinlik gösterdiği hastalıklardan, sadece bazılarına yer verilmiştir.
Araştırmacılar, tüm arı zehirinin, radyasyon hasarına karşı % 70 oranındaki koruyucu etkinliğinin, melittin ve fosfolipazA2'ye bağlı geliştiğini ifade etmektedir. Günümüzde farmasötik preparat olarak, 24 ürünün arı zehiri içerdiği ifade edilmektedir. Bu ürünler, reçeteli veya reçetesiz temin edilebilirler. Arı zehiri, tedavi amaçlı olarak haricen uygulanabileceği gibi, enjeksiyon edilerek de kullanılabilir.

Uyarı

Arı zehiri
 ile herhangi bir tedaviye başlamadan önce, mutlaka arı zehiri alerji testi yaptırılmalıdır. Arı zehiri tedavisi, tüberküloz, bel soğukluğu, endokardit rahatsızlıklarında ve hamilelikte kullanılmamalıdır. Arı zehirinin, eczacı veya fizik tedavi uzmanı gözetiminde, arı iğnesi hazırlanarak, enfeksiyonlu bölgeye enjekte edilebileceği gibi; kremlerin, merhemlerin yapısında kullanılması da mümkündür. 
Tedavi süresince kesinlikle alkol alınmaması gerekmektedir. Bunun yanında süt, beyaz ekmek, dondurma, pirinç, şeker vb. beyaz yiyecekler tüketilmemelidir. Bunlara ek olarak, 1000-5000 mg. C Vit., 100-300 mg., B Vit. kompleksi ve 400 IU. E Vit. alınması tavsiye edilir. Arı zehiri tedavisine, en az 6 ay devam edilmesi önerilmektedir.







Kaynaklar: 
1) Prof. Dr. Muhsin Doğaroğlu, Modern Arıcılık Teknikleri, Tekirdağ 2004.
2) Dr. Ali Korkmaz, Arısütü, Tarım ve Köy işleri Bakanlığı, Samsun Tarım İl Müdürlüğü, 2005.
3) Dr. Ali Korkmaz, Polen, Tarım ve Köy işleri Bakanlığı, Samsun Tarım İl Müdürlüğü, 2005.
4) Farmakolog Dr. Ahmet Rodopman, Doğanın Mucizesi Balarısı Poleni, Doğa &Sağlık Dergisi, Mart- Nisan, 2007.
5) Dr. İlker Kelle, "Apiterapi", Dicle Tıp Dergisi, 2007.
6) Doç.Dr. C. Kemal Sümbül, Propolis (Bal Arısı), Sızıntı Dergisi, Kasım, 2004.
7) Ulviye Kumova, Ali Korkmaz, Barış Cem Avcı, Güney Ceyran, Önemli Bir Arı Ürünü: Propolis, Uludağ Arıcılık Dergisi, Mayıs 2002.
8) Doç. Dr. Ulviye Kumova, Ali Korkmaz, "Doğanın Harika Ürünü Arı Sütü", Bilim ve Teknik, Ekim, 2000
9) Nuray Şahinler, Arı Ürünleri ve İnsan Sağlığı Açısından Önemi, MKÜ Ziraat Fakültesi Dergisi2000.
10) N. Gülgün Akbaba, "Beslenmede Arısütü", Bilim ve Teknik, Nisan, 1989.
11) Dr. Kadriye Sorkun, Arı Ürünleri, Bilim ve Teknik, Ağustos, 1987.
12) Kim. Yük. Müh. Fügen Meydanoğlu, "Arısütü Nedir?", Bilim ve Teknik, Kasım, 1985.
13) Prof. Dr. M. Mihri Mimioğlu - Dr. Kadriye Sorkun, Doğa Harikası Polen, Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi, Ekim, 1984
14) aricilik.gov
15) fao.org/docrep
16) iyilikgüzellik.com
17) ansiklopedi.bibilgi.com/polen


ys@yaklasansaat.com

PROPOLİSİN FAYDALARI







Arıların, petek tamirinde propolisi, mumlarla karıştırıp, peteğin daha sıkı bir yapı kazanmasını sağladığı ifade edilmiştir.
PROPOLİS
Propolis, bal arıları tarafından özellikle çiçeklerden ve yaprak tomurcuklarından toplanan, değişik miktarlarda bal mumu ve reçine karışımıdır. Şehrin müdafaası manasına gelen "propolis"; Yunancapro (müdafaa) ve polis (şehir) kelimelerinden türetilmiştir. Bununbalarısı için anlamı ise, kovanın muhafazası demektir. Propolisin ham maddeleri, arılar tarafından değişik bitkilerden toplanır ve ağızlarındaki tükürük enzimleriyle kısmen sindirilir. Kısmen sindirilen çeşitli maddeler bal mumu ile karıştırıldıktan sonra kovanda kullanılır. İçerisinde biraz polen bulaşığı da bulunabilir.
Arıların, petek tamirinde propolisi, mumlarla karıştırıp, peteğin daha sıkı bir yapı kazanmasını sağladığı ifade edilmiştir.
Arılar, propolisi, kovan çatlaklarını sıvamada, uçuş deliklerinin daraltılmasında ve kovana girdikten sonra öldürülen fakat dışarı atılamayan zararlıların kokuşmasını önlemek üzere mumyalanmasındakullanırlar. Bitkilerin taze sürgün ve tomurcuklarından, arılar tarafından polen gibi toplanan ve kovana taşınan bu madde, sanayinin birçok dalında özellikle ilaç ve kozmetik yapımında kullanıldığı gibi, apiterapi merkezlerinde, çoğu hastalığa karşı başarı ile kullanılmaktadır. Propolis; antibakteriyal, antiviral, antifungal, antioksidan, antiparazitik özelliklere sahip bir maddedir.

1 mg Propolis, yaklaşık olarak 20 mg Penisilin'e denk gelmektedir.

Arılar, propolisi, kavak, meşe, kayın, okaliptus ağaçları ve çalılıklardan toplarlar. Arılar, propolisi, kovanda dip tahtası, çerçeve kenarları ve giriş deliği arkasında biriktirirler.

Saklanması
Ağzı sıkıca kapanabilen ışık geçirmez kaplarda, 3-8 °C arasında saklanır.

Propolisin Fiziksel Özellikleri 

Renk: Bitki türüne bağlı olarak renk, sarıdan, koyu kahveye kadar değişir.
Propolis, 60-70 °C'de sıvı, 25-45 °C'de yumuşak ve yapışkan, 15 °C altında ise, katı kırılgandır.
Propolis, etanol, glycol ve suda belirli oranlarda çözünür
Antibakteriyal komponentler, genellikle alkol ve suda çözülürler.
Propolis, saf katı, sıvı, tablet, sprey, pomad, propolisli sabun, propolisli şeker vb. gibi birçok şekil ve formulasyonlarda pazarlanmaktadır.

Propolisin Yapısı ve Bileşimi

Propolis örneklerinde, bitkisel kaynağa bağlı olarak, 150-200 bileşik veya kimyasal saptanmıştır. Bunlardan bazıları: Flavonlar ve flavonoidler, terpenler ve terpenoidler, aromatik asit ve esterleri, alifatik asit ve esterleri, amino asitler, alkoller, aldehitler, kalkonlar, ketonlar, hidrokarbonlardır. Ayrıca, bazı vitaminler (B1, B2, C ve E) bulunur. Bileşiminin büyük bir kısmını, flavonoitler oluşturur. Bu bileşikler, bitkiler aleminde yaygın olarak bulunur. Bunların nispetleri değişmekle beraber, ortalama % 50 reçine, % 30 mum, % 10 esansiyel ve aromatik yağlar, % 5 polen, % 5 diğer maddeler ve organik kalıntılardan ibarettir.
Arılar, propolisi, kovan çatlaklarını sıvamada, uçuş deliklerinin daraltılmasında ve kovana girdikten sonra öldürülen fakat dışarı atılamayan zararlıların, kokuşmasını önlemek üzere mumyalanmasındakullanırlar.
Kullanım Alanları
Başlıca tesirleri arasında antiseptik (mikroptan arındırıcı),antimikotik (mantarlara karşı), bakteriyostatik (bakteri üremesini durdurucu), astringent (lokal olarak damarları daraltan faktör),spazmolitik (kas gevşetici), antienflamatuar (iltihap giderici),anestetik (sinir hassasiyetini azaltıcı) ve antioksidant (oksitlenmeyi veya moleküllerdeki bozulmayı engelleyici) özellikleri sayılabilir.
Propolisin, eskiden beri yaraların iyileştirilmesinde, dokuların yenilenmesinde faydalı olduğu; yanıkların tedavisinde, nörodermatitlerde, bacak ülserlerinde, sedef hastalığında (psoriasis), genitalis ve pruritus (cinsi rahatsızlıklarda) kullanıldığı rapor edilmiştir. Yaşadığımız yüzyılda bu değerli ürünün, yukarıda belirtilen etkileri yanında; antiülser, lokal anestezik, antitümör, bağışıklık uyarıcı gibi biyolojik aktivite özelliği göstermesi; tıp, apiterapi, beslenme ve biyokozmetik alanında kullanımını yaygınlaştırmıştır.

Romatizma ve mafsal burkulması durumlarında tedavi edici olarak, ağız yıkama preparatlarının içine katılarak, diş macunu olarak, ağız iltihaplarının ve diş etlerinin tedavisinde kullanıldığı kaydedilmektedir. Kozmetik ürünlerde ve ilaçlarda (mesela yüz kremlerinde ve losyonlarda) kullanılmıştır. Propolis, ayrıca diş aralarını temizlemeye yarayan mumlu iplik yapımında kullanılır. Şekerler-sakızlarda, boğaz pastil ve damlalarında, şampuan ve sabunda da kullanılmaktadır.
Tarihi ve Tedavide Kullanımı

Eski Mısırlıların ölülerini mumyalamakta, Yunanlılar ve Romalılar'ın yaraları tedavi etmekte kullandıkları, tarihi kayıtlardan bilinmektedir. Propolisin tıbbi alanda kullanımı çok eski çağlara uzanır. Propolisin vazelinle karıştırılarak, hazırlanan merhemlerin, Boer savaşları sırasında kullanıldığı, yaraları iyileştirdiği belirtilmektedir. Hipokrat, propolisin, deri ülserlerinin ve sindirim sisteminin tedavisinde kullanıldığını söylemiştir. Anadolu'da da geleneksel olarak insanlarda ve çiftlik hayvanlarında ayak ve deri problemlerinde, yaraların iyileştirilmesinde, çıbanlarda kullanıldığı bildirilmektedir. Avrupa'daki 12 yy kayıtları propolisin, medikal preparatların, ağız ve yara enfeksiyonlarının tedavisi ve diş sağlığı için kullanımından bahseder.
Propolis, sağlık için vücut yoluyla alınması gereken 22 besini bünyesinde taşıması açısından, içinde bulunduğumuz yüzyıl da keşfedilen mükemmel doğal ilaç olarak kabul edilmiş ve önem kazanmıştır. Alternatif tıbbın, propolisi kullandığı hastalık alanları şöyle sıranalabilir: Solunum enfeksiyonları, viral enfeksiyonlar, deri enfeksiyonları, diş ve dişeti hastalıklarında, yara tedavisi ve doku yenilenmesi, kulak enfeksiyonları, sindirim sistemi rahatsızlıkları, bağışıklık sistemi bozuklukları gibi. 

Propolis
in, insanlar üzerinde olumlu etkisini gösterdiği hastalıklar: Beriberi, deri ülseri, ağız yaraları, diş ağrısı, burun iltihabı, mide ülseri, böbrek bozuklukları, İYE (idrar yolu enfeksiyonu) iyi huylu tümör, kist, damar sertliği, diabet, kemik erimesi, kırıkların kaynaması, sedef, sinir ucu iltihabı, sivilce, egzama, vajinal ve rahim iltihaplanması, şeker hastalığı, nefes darlığı, çeşitli yaralar, cilt kanseri, menopoz dönemi kemik erimesi, astım, bronşit, romatizmal ağrılar, tiberküloz, mikrobik rahatsızlıklar, parkinson, hemeroid, akciğer kanseri, grip, uçuklar, gastrit, oniki parmak ülseri, orta kulak iltihabı, ÜSYE (üst solunum yolu enfeksiyonu), baş ağrısı, güneş yanığı, akne olarak sıralanabilir.
Kovandan toplanarak topak haline getirilmiş propolis.
Propolis, güçlü antimikrobiyal aktivitesinden dolayı, doğal antibiyotik olarak bilinir. Propolisin, MRSA da dahil olmak üzere 21 tür bakteri üzerinde, 9 tür mantar üzerinde, Giardia'nın da dahil olduğu 3 protozoa türü üzerinde ve herpes ve influenzanın da dahil olduğu geniş yelpazeli virüsler üzerinde, inhibitör(engelleyici) etkisi bulunmuştur. Japonya ve Çin gibi Uzakdoğu ülkelerinde propolisin, bu yüzyılda keşfedilen "en mükemmel doğal ilaç" olduğu kabul edilmiştir.
Tıpta Kullanımına Örnekler 

Propolis spreyleri
nin, solunum yoluyla alındığında romatizmaya ve astıma iyi geldiği, gut hastalığının tedavisinde ve sinirleri yatıştırmada kullanıldığı bildirilmektedir(Krell, 1996). Bunların yanında propolisin, beyin cerrahisinde kanamayı engellediği, yine % 2'lik propolisin, genel olarak merhemlerin antibakteriyel etkilerini artırdığı bildirilmektedir (Ghisalberti, 1979). Propolisin oldukça güçlü bir anestezik özelliği vardır ki, kokayinden 10 kat daha güçlü olduğu kabul edilir. Bu nedenle Rusya'da, uzun zamandır diş hekimliğinde, anastezik olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Propolisin, bazı kanser türlerinde kullanımı, yapısındaki cynamic asit ve terpenoidlerin, sitotoksik(hücre için zehirli) aktivitesi ile ilgilidir. Bu yönüyle propolis, bağırsak, böbrek, meme, burun ve farenks(yutak) kanserlerinde başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Uruguay menşeyli propolisle yapılan bir çalışmada, meme kanserini yavaşlattığının bulunması, bu yargıyı güçlendirmektedir (Novatny et al, 1999).

Çin'de, Lian Yun Gang'ın Worker's hastanesinde Dr. Fang Zhu, hipertansiyon, damar tıkanıklığı, koroner kalp rahatsızlığı olan 45 hasta seçmiş ve bu hastalara, 30 gün boyunca günde 3 defa 300 mg propolis vermiştir. Bu süre sonunda hastaların kolesterol düzeylerinde belirgin düşüşler gözlenmiştir.

Saraybosna Radyoloji Enstitüsü'nden bazı fizikçiler radyasyon alan hastalardaki bazı proteinler üzerinde çalışmışlardır. Bu hastalar, düzensiz protein metabolizması, ya da X ışınları nedeniyle karaciğer rahatsızlığı bulunan hastalardır. Bu hastalara iki ay boyunca propolis verilmiştir. Diğer grup hastalara ise, placebo ilacı verilmiştir. İki ay sonunda, propolisverilen hastaların çoğunda iyileşme gözlenmiştir. Placebo ilacı verilen hastalarda ise, hiçbir gelişme gözlenmemiştir.

Romanya'da Dr. A. Vasilca ve Dr. Eugenia Milcu, propolisin ülser üzerindeki tedavi edici özellikleri üzerinde çalışmışlardır. 34 kronik ülser hastasına, 4 hafta boyunca propolis ekstraktı verilmiştir. 28 hasta tamamen iyileşirken, 6 hastada önemli gelişmeler kaydedilmiştir.

Yapılan çalışmalarda, düzenli ve sürekli olarak propolis alınması durumunda; sindirim, solunum ve dolaşım sistemindeki hastalık etmenlerini(patojenleri) yok ettiği, internal toksinleri vücuttan attığı saptanmıştır. Özellikle Japonya'da yapılan klinik çalışmalarda, 3 ay ile 1 yıl sürekli bir şekilde alınan propolisin, çeşitli internal kanser hücreleri üzerinde etkili olduğu saptanmıştır.





Kaynaklar:
1) Prof. Dr. Muhsin Doğaroğlu, Modern Arıcılık Teknikleri, Tekirdağ 2004.
2) Dr. Ali Korkmaz, Arısütü, Tarım ve Köy işleri Bakanlığı, Samsun Tarım İl Müdürlüğü, 2005.
3) Dr. Ali Korkmaz, Polen, Tarım ve Köy işleri Bakanlığı, Samsun Tarım İl Müdürlüğü, 2005.
4) Farmakolog Dr. Ahmet Rodopman, Doğanın Mucizesi Balarısı Poleni, Doğa &Sağlık Dergisi, Mart- Nisan, 2007.
5) Dr. İlker Kelle, "Apiterapi", Dicle Tıp Dergisi, 2007.
6) Doç.Dr. C. Kemal Sümbül, Propolis (Bal Arısı), Sızıntı Dergisi, Kasım, 2004.
7) Ulviye Kumova, Ali Korkmaz, Barış Cem Avcı, Güney Ceyran, Önemli Bir Arı Ürünü: Propolis, Uludağ Arıcılık Dergisi, Mayıs 2002.
8) Doç. Dr. Ulviye Kumova, Ali Korkmaz, "Doğanın Harika Ürünü Arı Sütü", Bilim ve Teknik, Ekim, 2000
9) Nuray Şahinler, Arı Ürünleri ve İnsan Sağlığı Açısından Önemi, MKÜ Ziraat Fakültesi Dergisi2000.
10) N. Gülgün Akbaba, "Beslenmede Arısütü", Bilim ve Teknik, Nisan, 1989.
11) Dr. Kadriye Sorkun, Arı Ürünleri, Bilim ve Teknik, Ağustos, 1987.
12) Kim. Yük. Müh. Fügen Meydanoğlu, "Arısütü Nedir?", Bilim ve Teknik, Kasım, 1985.
13) Prof. Dr. M. Mihri Mimioğlu - Dr. Kadriye Sorkun, Doğa Harikası Polen, Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi, Ekim, 1984
14) aricilik.gov
15) fao.org/docrep
16) iyilikgüzellik.com
17) ansiklopedi.bibilgi.com/polen

ys@yaklasansaat.com










APİTERAPİ















Apiterapi terim anlamı ile insanlara yabancı olan terimlerden birisi olarak dikkatleri çekiyor. Bildiğimiz üzere doğada insan hayatı için faydalı olarak nitelendirebileceğimiz son derece farklı oluşumlar söz konusudur. Bu farklı oluşumların meydana gelmesi ile birlikte gerek ilaç üretimi ve gerekse canlı ortamının sağlıklı olarak oluşabilmesi açısından son derece önemli seçenekler ortaya çıkıyor.
Apiterapi yöntemi ile birlikte birçok farklı alanda birçok farklı ve önemli gelişmeler söz konusu olmuştur. Tahmin edilebileceği üzere hayvanlardan elde edilen maddeler, her ne olursa olsun ayrıştırılarak insan hayatı için faydalı birer ürün haline getirilebilmektedir. Apiterapi, doğruda arılar ile alakalı olan bir yöntemdir.

Apiterapi Nedir?

Arılardan elde edilen her çeşit ürünün birden çok hastalığın tedavisi için kullanılması şekline verilmiş olan tıbbi isim olarak da nitelendirilebilmektedir. Arıların üretmiş olduğu birçok farklı besinin zaman içerisinde çok farklı şekiller ile kullanılması ve insan hayatı için faydalı materyaller olmasının sağlanması mümkün kılınmıştır. Apiterapi yöntemi olarak adlandırılan bu tedavi süreci, sonuçlanma aşamasında insanlara ciddi anlamda fayda sağlamıştır.
Apiterapi yöntemi sayesinde arılardan elde edilen Propolis, balmumu, arı sütü, polen ya da bu gibi daha birçok farklı bileşenden insan hayatı için olumlu sonuçlar doğuran ilaçların üretimi sağlanmıştır. Bu üretim aşamasında bilim adamlarının ayrıştırmaları ve sterilize işlemleri mutlaka ki çok önemli bir yere sahiptir.

Apiterapi Yönteminin Aşamaları ve Faydaları

Arıcılık ile uğraşan kişiler ile yapılan çalışmalar sonrasında üretilmiş olan maddeler, bilim adamları tarafından laboratuvar ortamına aktarılır. Bu üretilmiş olan maddelerin herhangi bir yan etki oluşturmaması açısından sterilize işlemleri yeniden yapılır. Daha sonra maddenin yoğunluğuna ve besin değerlerine göre gerekli incelemeler yapılarak ilaç üretiminde de kullanılması son derece muhtemel bir hale gelir.
Apiterapi yöntemi sayesinde arıların ürettiği bileşenlerin insan hayatı açısından ne kadar büyük fayda sağladığı rahatlıkla görülebilir. Öyle ki bu yöntemleri bilim adamları kullanarak tedavi süreci de dikkate alındığında önemli adımlar atılabilmektedir. Zaman içerisinde bu yöntem, arıcılık sektörü için de önemli bir gelişme safhası olarak nitelendirilebilir.
Bangladeş Turizm Vakfında görevli Mokhlesur’un ”Apiterapi: En iyi doğal tıp” başlıklı bildirisine göre de bal ve arı ürünlerinin insanları hastalıktan korumak ve iyileştirmek amacıyla kullanılmasına ”apiterapi” adı veriliyor. Bal, yüzyıllardır kireçlenme, romatizma ve doku sertleşmesi tedavisinde kullanılıyor. Arı sütü, romatizma, dermatit, iştahsızlık, depresyon ve egzamanın tedavisinde, polen mantara karşı ve ödem çözmede, balmumu ise kozmetik alanında destek tedavi yöntemi olarak kullanılıyor.
Uludağ Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Dilek Dülger’in bildirisine göre, antioksidan özelliğiyle dikkati çeken bal ve diğer arı ürünlerinin kanserden korunma, yara kapama, doku tamiri, sindirim sistemi, deri enfeksiyonları, antienflamatuvar (ödem azaltma), anestezi, diş sağlığı, kalp-damar ve bağışıklık sisteminde etkili olduğu birçok bilimsel çalışmayla ortaya konuluyor.

TÜRKİYEDE ARICILIK












Türkiyede Arıcılık

Türkiye'de arıcılık, çok eski yıllardan beri bir gelenek olarak yapıla gelen sosyo-ekonomik bir faaliyettir.

Türkiye sahip olduğu 4 milyon dolayındaki kovan varlığı ve 63 bin ton dolayındaki bal üretimi ile dünyada 3. ve 4. sıralarda yer alarak hem kovan varlığı hem de bal üretimi bakımından dünyanın en önemli ülkeleri arasındadır. Ancak bu önemli gelişmeye karşın, ülkemizde kovan başına ortalama bal üretimi 16 kg dolayında olup dünya ortalaması olan 20 kg'ın altındadır. Bununla birlikte, Türkiye'nin dünya bal ticaretinde %1.87'lik bir payla 10. sırada yer alışı sahip olunan kovan varlığı ve bal üretimiyle uyum sağlamamaktadır.

Hem dünya bal ticaretindeki payımız hem de koloni başına bal üretimimiz dikkate alındığında, ülkemizin sahip olduğu mevcut arıcılık potansiyelinden yeteri kadar faydalanamadığımız ortaya çıkmaktadır.

Diğer yandan ülkemizde, bal dışında diğer arı ürünlerinin üretimi ve bal arılarının bitkisel üretimde yeterli tozlaşmanın sağlanması amacıyla kullanılmaları da yaygın değildir. Kovan başına bal üretiminin artırılması, bal üretimi yanında diğer arı ürünlerinin üretilmesi ve bal arılarının bitkisel üretimde daha yaygın kullanılması durumunda mevcut potansiyelimizi daha iyi değerlendireceğimiz açıktır.

Ancak, ilkel ve geçit kovanlardan modern kovanlara geçişin büyük ölçüde tamamlanmış olması, koloni başına ortalama bal üretiminde bir miktar artışın sağlanması arıcılığımız için olumlu gelişmeler olarak sayılabilir. Türkiye'nin ekolojik ve sosyo-ekonomik yapısı gereği, ülkemizin her yerinde arıcılık yapılabilirken sırasıyla Ege, Karadeniz ve Akdeniz Bölgeleri gerek kovan varlığı gerekse üretim payı bakımından arıcılık için en önemli bölgelerimizdir.

Türkiye bal üretiminin yaklaşık yarısı bu üç bölgemizde gerçekleşmektedir.

Bal üretimi bakımından sırasıyla ilk on ilimiz;


- Muğla,
- Ordu,
- Rize,
- Aydın,
- Sivas,
- Antalya,
- İzmir,
- İçel,
- Erzincan ve
- Samsun olup ülkemiz bal üretiminin yaklaşık yarısı bu illerimizde üretilmektedir.

Türkiye arıcılık için çok uygun şartlara sahip olsa da henüz bu kaynaktan tam olarak yararlanamamaktadır. Arıcılıkta, istenen üretim ve ihracat rakamlarına ulaşılabilmesi için çözülmesi gereken bazı sorunlar olduğu açıktır. Arıcılıkta en önemli sorunlardan birisi ıslahtır. Bu sorunun çözümü yetiştiricilerin ıslah edilmiş ana arı kullanma alışkanlığını kazanmaları ve onların ihtiyacı olan ana arıları yetiştirecek kuruluşların çoğalması ile mümkündür.

Hayvancılık ve diğer tarımsal üretimlerde teknik bilgi ve eğitimin üretim maliyeti içindeki payı %8-10 civarında iken, bu pay arıcılıkta p-80 olarak gerçekleşmektedir. Dolayısıyla arıcılara yönelik sürekli yayım ve eğitim hizmeti verilmesini amaçlayan örgütlenmeler desteklenmelidir(Anonim 1997a). Arıcılıkta mesleki örgütlenme özendirilmeli dernekler, meslek odaları, üretim ve satış kooperatifleri vb. şekillerde örgütlenmeler sağlanmalıdır.

Erozyon kontrolü, mera ıslahı, orman bakımı gibi çalışmalarda arıcılık da göz önüne alınmalı, bal üretimi için önemli bitkilerin bu çalışmalarda kullanılmasına özen gösterilmelidir. Arıcıların yanlış uygulamaları ve kötü niyetle kullanılan kimyasal maddeler bal içinde kalıntılar bırakmaktadır. Balmumuna naftalin katılması, mazottan ilaç yapılması, yanlış zaman ve miktarda ilaç kullanımı gibi uygulamalar hem insan sağlığını tehlikeye düşürmekte, hem de ihraç sorunları doğurmaktadır. Genel olarak tüm çiftçilerimizde olduğu gibi arıcılarımızda da fazla ilaç kullanma eğilimi vardır.

Bu uygulama AB’nin 1999 yılında ülkemizden bal ürünleri ithalatını durdurmayı düşünmesi gibi negatif sonuçlara neden olmaktadır. Bu nedenle, arıcılık faaliyetlerinin düzenlenmesi ve denetlenmesi için yapılan çalışmalara önem verilmelidir.















28 Haziran 2014 Cumartesi

DÜNYADA ARICILIK








Arıcılık tüm dünyada yapılan bir tarımsal faaliyettir. 2011 yılı FAO verilerine göre
dünyada toplam 37.863.019 arı kovanı ile 1.636.398,98 ton bal üretilmektedir. Kovan
başına bal verimi ise 43,21 kg’dır.

Dünyada üretilen balın %25’i ticarete konu olmakta ve dış satımın %90'ı, 20 bal
üreticisi ülkeden yapılmaktadır.

Yıllar itibariyle dünyadaki toplam kovan sayısı, üretim ve verimlilik aşağıdaki gibidir.

Dünyada en çok bal üretilen ülke Çin’dir. Çin 8.850.000 kovan ile 446.089 ton bal
üretmektedir. Kovan başına bal verimi 50,40 kg ile dünya ortalamasının üzerindedir.
FAO’da mevcut olan verilere göre arı kovanı sayısı bakımından Hindistan 11.500.000
tane ile dünyada 1. sırada olmasına rağmen üretim miktarı bakımından 6. sıradadır. Bu
yönüyle ele alındığında Hindistan’ın verimlilik konusunda ciddi bir sorun yaşadığ görülmektedir.





Dünya’da kovan başına ortalama bal üretimi 43,2 kg olup, diğer birkaç ülkede ortalama
verimlilik aşağıdaki gibidir;


    


Ülkelere göre verimlilik incelendiğinde Kanada ve Çin’deki kovan başına bal üretimi
dikkat çekicidir. Türkiye ise bal üretim miktarı bakımından 2. sırada olmasına rağmen
kovan başına 15,67 kg bal üretimi ile dünya ortalamasının çok altındadır.

Dünyada en çok bal ithal eden ülkeler; ABD, Almanya, Japonya, İngiltere, Fransa,
Belçika, İspanya, Endonezya, İtalya, Suudi Arabistan ve diğer Avrupa ülkeleridir.
Bunlar arasında ABD’nin sadece ithalatı Türkiye’nin üretiminden fazladır.

Bal üretimi, bal mumu, arı sütü, polen, propolis gibi bal ürünlerinin de üretim ve
ticaretini gündeme getirmiştir.

Gelişmiş ülkelerde arıcılıktan, bal ve bal ürünleri elde etmenin yanında diğer tarımsal
faaliyetlere katkı sağlamak amacıyla da faydalanılmaktadır. Sürekli çiçekten çiçeğe
konan arılar tozlaşmaya da etki etmektedirler.

Arıcılık, doğa ve çevreye zarar vermeden yapılabilen tarımsal üretim şekillerinden
birisidir. Bu çerçevede, arıcılık geleceğin en önemli sürdürülebilir tarım faaliyetlerinden
biri olarak öne çıkmaktadır.